Blog

Dijitalleşme ve Yalın

Dijitalleşme ve Yalın
Yalın Dijital

Dijitalleşme ve Yalın

Son birkaç yıldır devlet kurumlarının da yönlendirmesiyle dijital dönüşüm, endüstri 4.0 fırtınaları esiyor. Dijitalleşmenin sanki yalın düşüncenin daha ilerisinde, daha gelişmiş ve çağa uygun tek yaklaşım olduğuna yönelik bir algı oluşuyor. Eğer firmalar iyice tartmadan hareket ederlerse büyük yatırımlar yapıp büyük hayal kırıklığı yaşayacaklar.

Bu durumu bir zamanların ERP çılgınlığına benzetiyorum. Herkes bir düğmeye basarak stoklarını görecek, siparişlerin hiçbiri gecikmeyecek, maliyetler kontrol altına alınacaktı. Bugün gelinen noktada çok az şirkette sistem stokları ile fiili stok örtüşmekte, sipariş gerçekleştirme süresini kısaltmada tek başına etkisinin olamayacağı anlaşılmış durumda, hatta zaman zaman ERP’yi beslemek amaç haline gelmiş ve değer yaratmayan birçok işlemin kaynağı olmuş durumda. Bu konuda daha geniş bir değerlendirme için ERP/MRP Yazılımları ve Yalın Üretim Üzerine Düşünceler – Yalın Enstitü (lean.org.tr) adlı makaleye bakabilirsiniz.

Bir yazılım programı veya bir otomasyon sistemi tüm sorunlarımızı bir çırpıda çözecek sihirli değnek değildir. Belli varsayımlar ve şartlar altında tasarlanmış ve ancak bu varsayım ve şartlar uygun olduğu sürece beklenen sonucu verecek basit hesap/işlem algoritmalarıdır aslında. Sadece insandan çok daha hızlı, hatasız yapabilirler, durmadan çalışabilirler ve duygusal ihtiyaçları yoktur.

Bu perspektiften bakınca tüm yazılımlar ve otomasyonlar hedefimize ulaşmakta kullanabileceğimiz uygun araçlardır.

İyi de hedefimiz nedir?

Örneğin giyim sektöründe, bazı firmalarda daha kısa olmakla birlikte genellikle satış anından 1 yıl öncesinde ürün tasarımları oluşturulur. Bunlar yıl boyunca satış öngörülerine uygun renk, beden alternatiflerinde üretilir ve satış noktalarına öngörülen miktarlarda ulaştırılır. Sonuç; elde kalan ürünler, satış kaybı, yüksek stok, düşük nakit akış hızı, müşteri memnuniyetsizliği…

Kök sebep: öngörüye tasarım ve üretim. Peki, yapmamız gereken daha doğru öngörü oluşturacak yapay zekâ algoritmaları mı, işi hızlandıracak üretim otomasyonları mı, müşteri beklentilerini daha iyi anlamamızı sağlayan izleme yazılımları mı?

Şöyle bir hayal kurabilir miyiz: Mağazalarda modellerin dokunuş hissi için sadece birer örneği var (stok yok, depo yok). Müşteri akıllı ayna karşısına geçiyor ve seçtiği modeli üzerinde görüyor (giyinme kabini ve giyinme süresi gerekli değil), hatta başka modeldeki bir unsurla kombinleyerek, rengini değiştirerek bakıyor. Beğenirse akıllı ayna beden ölçülerini alıyor ve üretim için sipariş geçiyor. Sipariş 1-2 gün içinde müşteriye ulaştırılıyor; neden olmasın, bir giysinin değer yaratan üretim süresi sadece birkaç saattir, yalın üretim modeli akış süresini değer yaratan süreye yaklaştırmış ve tek tek siparişleri üretebilecek esnek ortamı yaratmış olacaktır.

Bu türden radikal dönüşümleri gerçekleştirebilmek için ihtiyacımız olan şey ise -para diyeceğimi sanabilirsiniz, ama değil- yalın yönetim anlayışı.

Gerekli yatırım tutarı tasarruf edilen devasa stoklardan, depolardan, mağaza alanlarından, planlama ve takip işlerine harcanan kaynaklardan karşılanabilir. Ama değeri anlayan, müşteri odaklı bakış açısıyla süreçlerini ve ürünlerini tasarlayabilen, bu doğrultuda tüm çalışanlarını hizalayabilen bir yönetim ancak yalın perspektifle mümkün olacaktır.

  1. yüzyılda teknoloji bize büyük imkanlar sunuyor. Bu imkanlardan nasıl yararlanacağımız bize kalmış. Dijital dönüşümden bahseden her kaynak; IoT, bulut teknolojisi, 3D yazıcı, yapay zekâ gibi araçları birer birer anlatıyor ve bunların kullanım alanlarını örnekliyor. Bu durumu yalın düşünceyi teknikleri temelinde öğrenmeye benzetiyorum.

Özü kaybetmek çok mümkün. Adeta elimizde bir çekiç var ve biz her şeyi çivi olarak görüyoruz.

Bir diğer boyut da dijital dönüşümün gerektirdiği yetkinliklerin ülkemizde sınırlı olması ve gerekli teknolojilerin dışa bağımlı olmasıdır. Bu elbette çağın dönüşümünden vazgeçmeyi gerektirmez ama kaynakları dikkatli kullanarak faydanın en yüksek olacağı şekilde kullanmaya özen göstermeyi zorunlu kılar. Ünlü hikayedir: ABD ile SSCB arasında uzay yarışının sürdüğü yıllarda ABD yer çekimsiz ortamda yazabilen tükenmez kalem geliştirmeye çalışırken diğerleri kurşun kalemle bu işi çözmüş. İsrafı yok etmenin; bir işi yapmanın her zaman en basit, en kolay yolunu bulmak demek olduğunu hatırlamalıyız.

“Gerektiği kadar, gereken yerde” temel düsturumuz olmalı.

Günümüzün değer yaratan otomasyon örnekleri olarak; mesela Nike ayakkabı üst kısmını, ayrı parçalar yerine 4 boyutlu örme yapabilen özel imalat bir CNC makine ile tek parça olarak yaparak işçilikten %50, malzemeden %20 tasarruf sağlamış. Yine Nike 3D yazıcılarla prototip yapmanın 16 kat hızlı olduğunu iddia ediyor. Bir başka yükselen trend Dijital Değer Zinciri İkizi modellemesi (digital supply chain twin-DSCT). Gerçek zamanlı veri ile beslenen bu simülasyonlar tüm değer zincirine bütünsel bakabilmeyi, gerçek bilgiye dayalı karar vermeyi, senaryo analizleri yapabilmeyi, riskleri öngörebilmeyi mümkün kılıyor.

Dijital dönüşüme iki boyuttan bakmak gerekiyor. Birincisi mevcut sistemimizde hangi problemi çözeceğine odaklanmak, ikincisi de sunacağı iş modeli fırsatlarını değerlendirmek

Teknolojiler araçtır, araçları faydalı yönde kullanmak için değer odaklı bakışa, kendimizin ve başkalarının hayatını iyileştirme arzusuna, somut uygulamaları yapabilecek nitelikli insanlara, o insanları her gün geliştiren bir ortama ve yönetime ihtiyacımız var. Bunu da sağlayacak olan şimdilik bilinen en iyi yol yalın düşüncedir.

Ülkü Kulaç

Düşüncenizi buraya bırakın