Blog

Dünyanın Bu Coğrafyasının Üretim Merkezi Olmalıyız

Genel Yazılar

Dünyanın Bu Coğrafyasının Üretim Merkezi Olmalıyız

Özellikle 2001 ekonomik krizinden sonra Türkiye içinde süregiden sahte refahın çökmesi ile önümüzde tek bir çıkış noktası bulunmaktadır. Bu da dünyanın bu coğrafyasının üretim merkezi olma ve ürettiğimiz mal ve hizmetleri her gün artan miktarlarda yurtdışına gönderme yoludur.
1990’lı yılların getirdiği toplam kalite rüzgarını zamanında anlayan kurum ve kuruluşlar bugün ihracat yolunda çok önemli adımlar atmaktadırlar. Özellikle otomotivde birkaç milyar dolarlara varan ihracat bu yönde atılan adımları cesaretlendirmektedir. Aynı gayreti tekstilde de görmekteyiz. Bu yeni ekonomik gerçek içinde yaşamımızı ve faaliyetlerimizi sürdürebilmek için faaliyetlerimizi, çalışmalarımızı yepyeni bir gözlükle görmemiz gerekmektedir. “Görmeyi Öğrenmek” diyebileceğimiz bu yeni bakışta en önemli konu, ürün üretim akışına odaklanmaktan geçmektedir. Gerek fabrika içerisinde gerekse bütün tedarik zinciri içerisinde bu akışı görebilenler, yönetebilenler, her gün iyileştirebilenler bu yeni dönemde ayakta kalacak olanlardır.
Bu yönde yapmamız gerekenler ise açık ve net bir şekilde bellidir. Birinci adım, Toyota’nın 1930’larda otomobil üretmeye başlarken üstlendiği felsefeyi çok iyi anlamaktır. İkincisi ürün akışını görmeyi öğrenmek, mevcut ve gelecek durum haritalarını çıkartmaktır. Üçüncüsü üretim hatlarındaki iş standartlarını her an yaşayan ve harfiyen uygulanan bir yönetim modeli haline getirmektir. Üretim hatlarından başlamak üzere sürekli, ölçülebilir iyileşmeleri gerçekleştirmek, çıtayı ve hedefleri yükseltmektir. Dördüncüsü özellikle meslek lisesi mezunu olan genç işçilerimize, çalışanlarımıza sahip çıkmak, onlara gerçekten değer vermek, onları disiplinli bir şekilde yönetmek, geliştirmek ve yetkin ve yetkili kılmaktır. Beşincisi ve başarması en zor olanı ise mühendislerimize yeniden mühendisliği öğretmektir.
Toyota otomobil üretimine başlama kararını aldığı 1933’te dünya ciddi bir ekonomik bunalımın içine girmiş, zaten geri olan Japon ekonomisi dünya ile beraber ciddi bir bunalımın içine sürüklenmişti. Japonya o tarihlerde gelir düzeyi düşük, üçüncü dünya ülkeleri ekonomisine sahip bir görünümdeydi. Büyük bir refah ve satınalma gücü mevcut değildi.
Bu tarihlerde Toyota ailesinin büyüğü Sakichi Toyoda tekstil alanında tekstil dokuma fabrikalarında büyük bir buluş gerçekleştirmişti. Uzun denemeler ve uğraşlardan sonra dokuma sırasında herhangi bir iplik hattında kopma meydana geldiğinde makineyi otomatik olarak durduracak bir yöntem keşfetmişti. Bu yöntemin keşfinden önce dokuma sanayinde kaliteyi tutturmak şansa kalmıştı. Kaliteyi tutturabilmek için makineye müdahale edecek insan sayısını çok sayıda artırmak gerekiyordu. Makinenin etrafındaki onlarca insandan her birinin bir iplik hattındaki gidişi izlemesi ve iplik koptuğu an müdahale edip durdurması gerekiyordu. Aksi takdirde farkedilinceye kadar onlarca hatta yüzlerce metre kumaş dokunmuş oluyordu. Sakichi Toyoda’nın bu buluşu ile tekstil dünyası büyük bir kabiliyetle karşılaştı ve oğlu Kiichiro tarafından daha da geliştirilen bu buluş, patenti alındıktan sonra iyi değerlendirilip Kiichiro Toyoda tarafından bir İngiliz kuruluşuna yüksek bir bedelle satılır.
İşte bu para Toyota’nın otomotiv sanayine girişinin ilk sermayesini oluşturuyordu. Sakichi Toyoda 1910’lu yıllarda A.B.D.’ye gitmiş ve Amerika’da Henry Ford’un başını çektiği otomotiv devriminin Amerika yaşamını ve şehirlerini nasıl değiştirdiğini gözleri ile görmüştü. Kiichiro’da aynı yerlere 1920’li yıllarda gitmiştir ve döndüğünde bir tek hayali vardır. O da dünyayı değiştirecek makine olan otomobili yapmaktır.
Kiichiro Toyoda, Henry Ford’un Rouge fabrikasını gezerek otomobil imalatı hakkında derinlemesine bilgi aldı. Baba ve oğul Toyoda’lar geleceğin taşıtı olan otomobili yapacaklar ancak bu fikri kafalarına sokan Henry Ford’un Rouge fabrikasındaki yolunu izlemeyeceklerdi. Çünkü Amerika’da müthiş bir talep patlaması vardı ve Rouge fabrikasından yalnız aynı modeldeki siyah otomobiller arka arkaya çıkıyordu. Baba ve oğul Toyoda’lar Henry Ford’un örgütlediği bu modelin üretim teknolojisini daha işin başında takip edemeyeceklerini kararlaştırdılar. Onlara göre Japonya gerçeğine uygun bir otomobil üretim teknolojisine ihtiyaç bulunmaktaydı. Bu teknoloji küçük sayılarda ve sipariş alındıkça üretim yapmayı mümkün kılabilmeliydi. Toyota’nın kullanacağı makine ve ekipmanların olabildiği kadar ucuz ve basit olması gerekiyordu. Tekstil üretiminde devrim yaratan, iplik koptuğu anda makineyi durduran yöntemi yeni otomobil üretimine de taşıdılar. Toyota’nın ürettiği her parça ve her ürün her safhada doğru ve kaliteli üretilmeliydi. Bir önceki istasyondan bir sonrakine kalitesizlik alınmamalıydı. Üretim hattında kalitesizlik doğduğu an müdahale edilmeli ve daha da doğrusu kalitesizliğin doğması önlenmeliydi. Hiçbir şekilde kalitesizlik bir sonraki istasyona gitmemeliydi. Jidoka dediğimiz bu yöntemin doğuşu tekstil makinelerindeki buluşa gidiyordu.
Toyota Üretim Sistemi’ni bir eve benzetirsek Jidoka bir duvarını, Just-In-Time (Tam zamanında üretim) ise ikinci duvarını oluşturuyordu. Bunun kararı da aşağı yukarı 1930’lu yıllarda verildi. Bu fikrin de yaratıcısı oğul Kiichiro Toyoda idi. Bu iki fikri Taiichi Ohno sonraki yıllarda mükemmelleştirdi ve bugün bildiğimiz Toyota Üretim Sistemi haline dönüştü.
Toyota Üretim Sistemi’nin ikinci en önemli özelliği olan JIT’in (Just-In-Time) ana felsefesi, üretimin ancak müşteri talebi olduğu takdirde karşılanması idi. Şimdiye kadar Türkiye’de alıştığımız gibi müşterisi olmadan, sadece insanlar ve makinalar çalışsın diye stoğa üretim yapma fikrini Toyota daha 1930’lu yıllarda reddetmişti. Türkiye’nin kaynaklarının tükendiği, kapasite ve makina artışı için teşviklerin bitmesi gereken bu dönemde, sahip olduğumuz üretim kaynaklarına şimdiye kadar alışık olduğumuzdan farklı şekilde değer vermemiz gerekmektedir. Bu kaynakların başında insanımız gelmektedir ve özellikle Endüstri Meslek Lisesi mezunu genç Türk çalışanı disiplinli, saygı ve güven ile yönetildiği takdirde Japon işçisi, Kore işçisi kadar başarılı olacaktır. Türk işçisi kesin olarak Avrupalı ve Amerikalı işçiden çok daha ileridedir.
İçinde bulunduğumuz bu yeni dönemde, Türkiye’nin etrafında cereyan eden dış siyaset olaylarını da dikkate aldığımızda Türkiye’nin üretim gücünü seferber etmesini ve her seviyedeki liderlerinin yepyeni bir heyecanla işe Görmeyi Öğrenmek ile başlamalarını dilerim.
Yalçın İpbüken
KalDer Forum Dergisi
{Mart 2003}

Görüşlerini buraya yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.